29 Nisan 2016 Cuma

Me-Made-May'16 #MMMay16


me-made-may'16Takip ettiğim bloglardan biri olan Sunny Sewing 'de   karşılaştım bu etkinlikle. Hiç kaçırmam ya etkinlikleri, hemen atladım baktım neymiş diye. Adres budur:
6 yıldır devam eden bir etkinlikmiş ve benim hoşuma gitti. Katılımcılar kendi hedeflerini belirlemekte özgür. Kendi diktiğimiz parçaları giymek, yarım kalan işleri bitirmek, yeni parçalar dikmek, gibi hedefler belirleniyor. Daha #VintagePledge etkinliği var hedefime ulaşamadığım ama nasılsa sene sonuna kadar vakti var onun diyerek bu etkinliğe de atladım hemen :) Hedefim, haftada 4 gün kendi diktiğim kıyafet[ler]i giymek :) Kış sezonu olsaydı işim kolaydı ama bahar/yaz sezonu için bu hedefi tutturmam kolay olmayacak..
Haftalık olarak blogda yayınlamayı düşünüyorum kendi diktiğim/giydiğim parçaları. İnstagramda günlük yayınlarım herhalde. Hmm, çok mu abarttım acabaa 4 gün diyerek:( Acaba başarabilecek miyim, bi panik oldum şimdi sanki :)))
Sizler de katılmak isterseniz detaylar bu yayında: http://sozowhatdoyouknow.blogspot.com.tr/2016/04/me-made-may-16-sign-up-here.html
Flickr grubu burada: Me-Made-May'16 Flickr group
Pinterest board'u burada: Me-Made-May'16 Pinterest board
İnstagram ve Twitter hashtag'i bu: #MMMay16 

17 Nisan 2016 Pazar

macerasız kırmızı :))


Bu sefer macera yok :)
Son iki yayındır herkes bayıldı farkındayım, ve ben de aynı şekilde bayıldım. Bu haftasonundaki projem de diğerleri gibi acılı olsaydı, dikişe bir süre mola verme vaktim geldi diye düşünmeye başlayacaktım. Ama yok, inanmayacaksınız ama öyle olmadı.. Nasıl düzgün ilerleyen,nasıl sıkıntısız, nasıl macerasız bir projeydi anlatamam :) Anlatamıyorum hatta, ne yazsam ki :))
Yok tabii o kadar diil, anlatacak malzeme hep var, bende laf bitmeeez :))
Herşeyden önce, bu baharlık montun projesini annemle birlikte geliştirdik geçen hafta. Geçen pazar günü, annem sürpriz yapıp bana geldi :) Gelmişken dikiş bombardımanına tuttum onu hemen tabii :)) Genelde whatsuptan fotoğraf paylaşıp, olmuş olmamış, şöyle olsa, böyle olsa diye telefonda yorumlaşırız. Ama böyle yakın temasta daha verimli oluyor :) Geçtiğimiz haftalarda bir grup eski Burda dergisi sipariş etmiştim, Onlara bakmaya başladı annem, genelde aynı şeyleri beğeniriz, bak şunu  dikersin, bak bu güzel olur şu kumaşınla falan derken bi noktadan sonra benim hiç dikkatimi çekmeyen parçaları göstermeye başladı.. Ay hayret diyorum nasıl kaçırmışım, bir yandan da not alıyorum, şu sayının şu modeli şu kumaştan yapılır diye, ama üst üste 3 model aynı dergiden çıkınca, "ya bi versene şu dergiyi sen bana" diye olaya müdahale ettim, ve doğru tahmin, dergileri elimde öndürüp duruyorum günlerdir ama bu sayı bi şekilde hiç elime gelmemiş. Ve cidden hazine sayı oldu benim için. Bir iş elbisesi, bir deniz güneş elbisesi, bir ceket, ve bir de bu baharlık montuma ilham veren mont çıktı o dergiden. Bildiğin hazine :))
Montu dik önce dedi annem, tam mevsimi, şimdilerde giyersin.. Nasıl kumaşla dikesem falan derken bu kırmızı poplin geldi elime, "Annecim uygun mu?", "Uygundur çooocum..." "Annecim ben çok pis astar dikerim biliyorsun!" "Bilirim evladım!!" "Bu müzikal kumaşı picoş dikmek için alıştım ama, astar olarak kullansam, pamuk poplin kendisi?" "Hmmm, picoş olmaz zaten bununla, pek de güzel astar olur, yeter mi ki?" "Yeter yeter, bak kooocaman, bak kırmızı poplini kaplayacak kadar varrrr, ııııı(!!), şeyyy(!), galiba bu kırmızı poplinden pek fazla yokmuşş" [Bu noktada annemin bakışını görmenizi isterdim, yok valla tarif edilmez yaşanır :)) ] Ve annem bombayi patlatır: "Haaaahhhhh, macera başlıyor halde :DD "
Korka korka başladım bu haftasonu dikmeye ama sıkıntısız, stressiz bitti. Pazar günü 3 gibi çıtçıt bastırmaya getirdim, o derece de hızlı bitti :)  Çıtçıtı basan terzi amca, Hobit kabanımın da çıtçıtını basmıştı, "maşallah,geliştirmişsiniz kendinizi, çok zevkli olmuş" gibi bir de iltifat etti bana, keyifli keyifli eve döndüm, hemen fotolarımı çektim, bu sefer yüzümden yorgunluk değil mutluluk okunuyordur diye düşünüyorum :))
Bu yayını hazırladığım sırada fotoğrafları annemle de paylaştım, "çıtçıtçı amca haklı, aşmışsın kendini, çok güzel olmuş" dedi, ayyyy, ben mutlu olmiyim de kim olsun şimdi  :)
Yarın pazartesi ama olsun, bu keyif bana hafta boyu yeter sanırım :)
Haa, bu arada markaya da dikkatinizi çekerim, onu da ben diktim ;)












olaylar olaylaaar: bir mor ceket macerası

Mor ceketim nihayet bitti..
Bir etkinlik ceketiydi kendisi, Aysel Hanım'ın neredeyse bir ay önce duyurduğu etkinliğe, "ben de ben deeee" diyerek katılırken, aklımda ne bu mor kumaş ne de şu fotoda gördüğünüz "pratik"(!!) yaka vardı. E tabi ben kiiim, o rever yaka kim di mi ? Azıcık kendimi bilsem, bi kerecik de, "yok yaa ne gerek var bu kadarına" desem başıma bunlar gelmeyecek, ama yok işte, ille de deneyecem! Aslında ilk hedefim, yakasız, mümkün olduğunca az parçalı, dümdüz bir ceketti. Hatta bir iki model buldum bile, uygun kumaş arayışına başladım, ne olduysa o arayış sırasında oldu işte.. Elimdeki kumaşları gözden geçirirken bu mor kadifeyle karşılaştım. iki üç ay önce bursakumaspazarından almıştım bu kumaşı. Bir önceki yayınımdaki gibi bir jile dikmekti hedefim. Sırasını bekliyordu dolapta uslu uslu.. Ama kendisiyle gözgöze gelince, "gel bakiim sen buraya, senden ne de güzel ceket dikilir" diye kaptım hemen onu.

 Seçtiğim modellerden biri 2014 Ekim sayısındaki bisikletçi ceketiydi. Elimde mor bir parça da deri vardı, bisikletçi ceketinin yakasını ve kemerini de ondan yaparım falan diye hayal kurdum önce , ama sonra kadifeye çok uymayacağını düşündüm modelin.. Ve internette kadife mor ceket üçlüsünü arattım. (işte ilk hata (!)). Veee bir sürü blazer ceketle karşılaştım.. Bir tane bile bisikletçi ceketi tarzı birşey ilişmez mi insanın gözüne, ilişmez işte! Bir iki gün debelendim, yapsam mı, denesem mi, hem Mevlüde Sultanın önerdiği videoda nasıl şipşak çevirivermişti yakayı, ben de çeviririm, neyim eksik, yaparım ben bu işi, aslansın, kaplansın, hadiii, şeklinde verdim gazı kendime. Of of.. Kişinin kendine ettiğini, edemez kişiye hiçbir fani..Tekrar açtım Burda Dergilerimi, blazer arıyorum.. Niyeyse tam olarak içime sinen hiçbir model yok.. Bu bir işaret işte, ısrar etme di mi, yok, ısrar kıyamet, buldum bir blazer. 2014 Ağustos sayısının kapağındaki model. Biraz uzun geldi gözüme, azıcık kısaltırım dedim, aldım kumaşımı elime. Ve tataaaaammm, ilk problem daha kumaşı elime alır almaz karşıladı beni. Ben bu kumaşı jile dikecem diye aldım, sadece 1 metre 30 santim! Valla cimrilikten diil, jile dikecektim ben o kumaşla, 1,30 fazla bile jileye:( Eeee, noolcak şimdi, o kadar gaza gelmişim "blazer dikecem, yaka döndürecem" diye, vaz mı geçeyim ? Asslaaa... 

Serdim kumaşımı, kalıplarımı yerleştirdim, e baktım oldu gibi, boyunu zaten o kadar uzun yapmayacaktım en az 10 santim kısaltacaktım, 10 diil de 15 santim kısaltırım olur biter dedim. Kumaşın eni de kıtı kıtına yetti. Sadece yaka ve yaka köprüsü parçaları tek parça kesilmeliydi, ama yine minnak bir değişiklik yapıp sadece üst yakayı tek parça, alt yaka ve yaka köprilerini ortadan birleşen ikişer parça şeklinde kestim, nasolsa görünmeyecekler diye. Öyle bir sıkıştırdım, kumaşı öyle efektif kullandım ki, tebrik ettim kendimi. Şekilde görüldüğü gibi bazı parçaların kesim çizgileri ortak ;) Kesimi tamamladığımda nerdeyse hiç parça artmadı diyebilirim :)) Neymiiiş, 1 metre 30 santim kumaşla ceket dikilirmiiş :)))
Kesimimi bitirdikten sonra dergideki açıklamaları okurken farkettim ki, ceketin ön parçalarını tamamen telalamam gerekiyor? Bu tela konusu benim için hep sıkıntılı oldu zaten, en son diktiğim siyah kabanda da tela kısmını atladığım için fermuarı takınca esnemişti. Tela önemli bişey diyip, biraz internet araştırması yaptım, ve dergideki açıklamaları doğru anladığım çıktı ortaya. Ön kısım komple telalanacak! Neyse ki yeterli telam vardı elimde ama şimdiki aklım olsa daha yumuşak bir tela kullanırdım. Kadife zaten tok duran bir kumaş, bir de telayı yiyince kalıp gibi oldu:) Gerçi öyle kalıp gibi duruşu güzel oldu, fakat yakayı dikerken o sertlik beni çok zorladı. Nitekim o kadar pratik(!) olmasına rağmen yaka yine istediğim kıvamda olmadı. (Öyle imalı bi şekilde pratik dediğime bakmayın ama, o video gerçekten faydalı oldu, tişikkürler Melined:)) ) Aslında olayının özü şu: işaret ve işaretçilere dikkat ediniz! Ve gerçekten dikkat ettim, ama kumaş o kadar sert ki, bir de telalı, ne kadar dikkat etsem de, işaretlerin gösterdiği yere kadar dikmek çok eziyetliydi ve yaka köprüsüyle ceketin birleşme noktası sıkıntılı oldu. Daha makul bir kumaş olsa, hem dikmesi kolay olacaktı, hem de ütüyle düzeltmesi.. 
Neyse, elimden geldiğince giyilebilr bir yaka oluşturmayı başardım. Bu kısım bitti ya, bir rahatladım sormayın, "oh en zor kısmı hallettim, şimdi pıt pıt pıt kolları takar, çıt çıt çıt astarı geçirir, macerayı böylece tamamlarım"  diye düşünüyorum, bak bak bak, bilmişliğe bak! 
Yok tabii öyle bişey! Sorunlarım kollarla devam etti.. Burda ekibine saygılarımı sunuyorum, nasıl uyumlu bir kol kalıbı yapmışlar anlatamam! Gerçi muhtemelen o ekibin suçu değil, benim acemiliğim ama o kadar yoruldum ki o kollarla, illa ki başarısızlığıma ortak bulmam lazım :) Kolları iğneledim, bi de ne göreyim, en az 2,5 - 3  santim fazlalığı var kolların. Ama nasıl olur, o kadar özene bezene çizdim kestim ki ben bütün parçaları, yarım santim bir santim de değil, 3 santim yaa, bu kadar büyük bir hata yapmış olamam. Neyse olan oldu, çözüm bulmam lazım. O yakayı döndürdüm ben yaa, bu saatten sonra ceketten vaz geçemem!! Abartmıyorum en az 3 saat uğraştım o kollarla. En sonunda benim bulduğum çözüm, iki parçadan oluşan kolu o parçaların birleşim yerinden yani arkadan biraz daraltmak oldu. Öyle yapınca bile büyük geldi kollar, kol üstlerinden de biraz içeri aldım, teğelledim, giydim, üzerimde iyi gibi duruyor. Fakat mankenime giydirince, nomalde iki yandan düzgün bi şekilde sarkması gereken kollar, yavru ördek kanadı gibi havada kaldı!! Üç saat boşa gitti! Ve nihayet en başta yapmam gereken şeyi en son yaptım! Teyzoşumu aradım :) Telefonda teknik destek konusunda uzmanlaştı kadıncağız benim sayemde :) Bu teknik destek seansı çok şenlikli oldu, o kadar güldük ki karşılıklı anlatamam :)) 
"Teyzoşum ben bir etkinliğe katıldım, ceket dikiyorum"  diye yumuşak bir giriş yaptım. Modelin blazer olduğunu öğrendiğinde "Evladım sende azıcık bi delimseklik var farkında mısın??"la başladık gülmeye zaten :)) Kumaşın kadife olduğunu öğrenince güldü güldü güldü, "fuşkiiyen seni, daha dünkü çocuk, neye kalkışmış" diye başladı saymaya, koptuk karşılıklı gülmekten, seni bloğuma yazacam dedim, bu diyalog aramızda kalmamalı :))) "Yazz, senden mi korkacam" dedi :))) Bayaa bi süre gülüştükten, gerekli fırçaları yedikten, ceket dikiminde kumaşın önemi konulu dersimi aldıktan sonra, sıkıntımı ve yavru ördek kanadı formundaki kollarımı anlattım. "Sök sök söööök, olmaz öyle, arkadan kol mu daraltılırmış, alttan daraltacaksın onu" diye taktikleri verdi. Üstüne, az önce fırça çeken kendisi diilmiş gibi bir de gaz verdi, "bak sen dediğim şekilde yap , çok güzel olacak, o yaka da güzel olmuştur zaten, aferim benim kızıma, hadi başla bakiim şimdi sökmeye dikmeye" diye...
Gazla birlikte başlayan kol seansımı neredeyse 1,5 saatte bitirdim, yanarım yanarım, vakitli yardım istemediğime yanarım! Sonuçta mankenin üzerinde bile düzgün duran kolları olan bir ceketim oldu :)
Sıra astara geldiğinde, artık çekeceğim daha fazla cefa kalmamıştır diye düşünüyordum haliyle. Ve tabii ki yanılıyordum! Bir pazar günü, sabah 10 civarı başladığım astarlama seansım, saat 19:30'da bitti, Ama ben de bittim!! Astar geçirmeyi artık öğrendim sanıyordum. Fakat sadece tek tip çalışmışım bu vakte kadar. Diktiğim iki kabanda da (hatta deneme kabanıyla üç), eteklerde yırtmaç yoktu. Astar parçalarında yırtmaç payları vardı, ama bi türlü becerip doğru şekilde monte edemedim onu yırtmaçlara. Olayın detayını anlatırsam önce ben sonra buraya kadar okumayı başaran herkes kesin bayılır, o yüzden detaya girmeyip, sadece "yırtmaç kısımlarındaki bir kısım dikişi elle yaptım" demekle yeticeneğim, hepimzin sağlığı sıhhati açısından :))
Astarımı bitirir bitirmez, Aysel Hanım'ın etkinliği için fotoğraflarımı çektim, yorgunluğum yüzümden okunuyor olmalı:)
Bu yayın için ayrıca fotoğraf çekmeyi hedeflemiştim, ama iki haftadır bir türlü fırsat bulamıyorum özel bir fotoğraf seansına. Neden ?? Çünkü sürekli dikiyorum :)) Funda Hanım'ın instagramdaki etkinliği için bir pantolon diktim. Aynı anda babama bir piciş diktim. Melined'in çanta etkinliği için bir poşet(!) diktim. Yaz sezonu için beyaz salaş bir gömlek diktim. Hepsinden önemlisi, Tülin Hanım'ın 23 Nisan Lösev için oyuncak etkinliğine 3 peluş arkadaş diktim.  E ben daha naapiyim di mi ama :))))

3 Nisan 2016 Pazar

sakınılan göze batan çöpün çıkarılması operasyonu

Bu atalar hiç boş laf etmemiş valla, gerçekten de sakınılan göze çöp batıyor. Neyse ki bu çöp kumaşa diil de astara battı da, çok uğraşmadım.
Bu kumaşımı çok çok severek almıştım, tabii ki bursakumaşpazarından, yakında plaket vermeye gelecekler bana sanırım, en açgözlü müşteri plaketi ;)
Hem rengi, hem yünlü oluşu, hem hafif kırçıllı hali, çok beğenmiştim. Elbise yapmaktı hedefim ama sonra etek de olur dedim, o arada benzer renkli bir etek daha dikince elbiseye geri döndüm, ama bi türlü karar verip kıyıp kesemedim :) (Aaa, asıl o eteğin macerası süper , ben niye yayınlamadım ki onu, bi ara konuyla ilgileneyim;) )
Sonra baktım kış bitiyor, seneye kalsın istemiyorum, biran önce kararımı verip kesmeliyim dedim. Daha önce kullandığım bir kalıbım vardı (Burda 2015 Eylül sayısı). Siyah, kalın ama likralı bir kumaştan dikmiştim. Kumaş çok kalın olduğunda, hiç istediğim gibi durmadı. Ben de yanlardan daraltıp istediğim hale getirmiştim, pek içime sinen bir elbise olamamıştı. Annem sorunun kumaşta olduğunu iddia etmişti, ve tabii yine haklı çıktı. Aynı kalıbı bu kumaşla diktiğimde daraltmaya gerek kalmadan aynı modeldeki formatı yakaladım, istediğim gibi yani. Süper rahat bir elbise oldu.
Tabi bu elbise öyle, hoop kestim, hoop diktim tarzında bitmedi, macerasız dikiş olur mu benim evimde, hayır, olamaz :))
Kumaşımı çizdim kestim, herşey yolunda, 5 parça var zaten birleştirilecek, ne kadar zorlayabilir ki beni...
Ardından astar olarak kullanacağım ince pamuk viskonumsu kumaştan da aynı parçalar kesildi.
Fermuarı arkaya taktım. Astar parçalarını da fermuara diktim.
Üç adet ön parça birbirine dikildi.
Üç adet ön astar parçası birbirine dikildi. Evet. Üstelik hiç sökülmemecesine dikildi. Sağlam sağlam! Çokkk sağlam! Nereden bilebilirdim ki bir parçayı önden bir parçayı arkadan dikeceğimi!!! E görünce başımdan aşağı kaynar sular döküldü tabi.  O dikişleri sökmem mümkün değil! yeterli kumaş yok, yeniden kesemem. Astarlık başka kumaş bulayım desem, arka parçaları fermuara diktim bile, onları da sökemem. Bu durumda şansımı deneyecem, olursa ne ala, olmazsa arka astar da ön astar da sökülecek, başka bir astar kumaşı ile yeniden başlanacak. (o sökme işini düşünmek bile istemiyorum tabii, yarı sökülecek yarı kesilecek!!)
Şansımı denemekle kastım şu: ters diktiğim dikişlerden birini, yanılmıyorsam "fransız dikişi" tabir edilen şekle dönüştürdüm. Ne kadar dahiyane  di mi, eveeet, çoook! nasolsa dikiş paylarım var, iki taraf eşit olmasa da yakın olur dedim. İvit, öyle dedim!! Olmadı tabii.. Astarla kumaşı üstüste koyunca, çok net bi şekilde olmadığı ortaya çıktı :PP elbisenin bir kısmı açıkta kaldı! utancımdan fotoğraf da çekmedim :))
Ama pes ettim mi? tabii ki hayır! Artık kumaşlardan o eksik kalan bölgeye ek yaptım :))) Yokk artık diyenleri duyar gibiyim, ama evet, yaptım, bunu da yaptım :)))) Üstelik gayet de güzel oldu :D
Halimden memnun bi şekilde "amaaan, olan astara olsun, kumaşıma bişey olmasın" diyerek kaldığım yerden devam ettim. Ama tabi bu arada stres ve yorgunluk beni bitirmiş farkedemedim, devam ettim dikmeye. Veeee, tabi ki yepis yeni bir hatalı hareketle durmak ve isyan ederek dikiş odasından kaçmak zorunda kaldım!
Bu hatalı hareketime hala inanamıyorum, bir de uzunca bir süre nerde hata yaptığımı da bulamadım. Hareket şu: ön ve arka yakayı astarladım, omuz dikişini çektim, ve çevirdim.. Ve ta ta ta taaaaaam!! Açık kalan kollar, hiçbir şekilde astarla içten dikilme şansı yok! E herkes nasıl çeviriyor bu elbiseleri??? Biye mi geçirsem, yapıştırsam mı, üstten mi diksem, naapppsaammmm!! diye çığlık atarak kaçtım odadan! Yüksek doz dikiş macerası yaramıyor bana. Nasıl düşünemedim, ya da ne düşündüm de o omuzları birleştirdim hiç bilmiyorum :)
Astarı sökmemek için debelenirsen, acısı başka yerden çıkar işte, ilahi adalet :))) Ertesi gün oturdum bidik bidik söktüm omuzları da yakanın bi kısmını da!
Ama sonuçta astar azıcık ezik büzük olsa da dışarıdan hiç de bişey belli diil (omuz kısmında azıcık potluk var ama takılmıyorum:) )
Bu sene fazla giyemem  herhalde bu elbiseyi ama, seneye sonbaharda da kışın da çok giyecekmişim gibi bi his var içimde :))  --> bu son cümleyi yazışımın üzerinden yaklaşık 3 hafta geçti, ve şimdiden 3 kere giydim bile elbisemi ;)